KİŞİSEL SAVUNMA

KİŞİSEL SAVUNMADA 3 TEMEL KAVRAM

Kişisel savunma denildiğinde akla ilk önce mücadele kısmı gelse de; gerçekte bu en son ve kaçınılmaz noktadadır.
Kişisel savunmayı üç temel kavramda toplayabiliriz:
— Farkındalık
— Kaçınma
— Yetkinlik
Farkındalık ve kaçınmanın, kişisel savunmadaki payı %90 iken, fiziksel hazırlığınız %10 paya sahiptir.
Hayatta kalma mücadelesine girildiğinde ise, tüm imkanlarımızda mücadele edebilecek hazırlıkta olmalıyız.

Farkındalık dediğimiz kavram, insanları, olayları ve çevreyi “okuyabilme” ve şiddet / saldırı olasılığını başlamadan hesaplayabilmektir.
Farkındalık, asla korku dolu yaşamak ve paranoyaklık sınırlarında dolaşmak değildir.
İçinde bulunduğunuz ortama bağlı olarak, uyarı seviyenizi açık tutarak, olası riskleri belirleyebilmektir.
Otoparkta ilerlerken çevrede şüpheli birilerini fark etmek, gece yürürken karanlıkta kalan bina girişlerini fark etmek, alışveriş merkezi ve benzeri yerlerde acil çıkışların yerlerini belirlemek, vs

Kaçınma, farkındalığın bir uzantısı, eyleme geçmiş halidir.
Fiziksel bir tehdit olmaması için, beyin gerekli tedbirleri alır. Kalabalığı beklemek, bir sonraki asansörü beklemek, yardım istemek, vs.
Aynı fiziksel antrenman yapar gibi, zihinsel antrenmanlarla, kişi farklı durumlarda nasıl davranacağının ön hazırlığını yapmalıdır. Zaman içinde bu düşünce sistemi otomatik hale gelir.
( Depremde, yangında aile bireylerinin ne yapacağının planlanması, kaçış planı alıştırmasının yapılması bundan çok da farklı değildir )

Yetkinlik ise, fiziksel mücadele noktasında, vücut ve beyin olarak hazır olunmasıdır.
Karmaşık ve ustalaşması seneler alacak teknikler yerine, etkili birkaç vuruş için hazırlıklı olmak daha etkili olacaktır.
Saldırıya uğrandığında en etkili savunma, saldırmaktır.
Şunu aklınızdan çıkarmayın ki, saldırgandan daha acımasız olmadan hayatta kalamazsınız.

Uyarlayan : Engin TANJU
Eylül 2009

 

UESHIBA ile röportaj

Aikido’nun Kurucusu büyük hoca Morihei UESHIBA ve Kisshomaru UESHIBA ile yapılan bir röportaj

2007 yılında çevirisini yaptığım bu röportaj, aynı yıl “Uluyama Türk Japon Kültür Derneği” internet sitesinde yayınlanmıştır. Değerli bilgiler içeren bu yazıyı sizlerle de paylaşmak istedim.

…………………………………………………………………………………………………………………………………

Aşağıdaki röportaj, 1957 Tokyo, Kowado da “Aikido by Kisshomaru Ueshiba” yazısının 198-219 ‘uncu sayfalarında çıkmıştır. Röportajı yapan gazeteciler bilinmemektedir. Japoncadan İngilizceye Stanley Pranin ve Katsuaki Terasawa tarafından çevrilmiştir.

A: Üniversitede okurken filozofi profesörüm ünlü bir filozofun resmini göstermişti ve şimdi onun size benzerliğine şaşıyorum Sensei.
O Sensei: Anlıyorum. Belki de aslında filozofiye yönelmeliydim. Ruhsal yanım, fiziksel yanımdan daha ağır basıyor.

B: Aikido’nun Karate ve Judo dan oldukça farklı olduğu söyleniyor.
O Sensei: Bana göre gerçek savaş sanatı olduğu söylenebilir. Bunun sebebi, evrensel gerçeğe dayanan bir savaş sanatı olmasıdır. Evren, pek çok farklı parçadan oluşmuştur ve aile gibi bir bütündür ve barışın en son halini sembolize eder. Böyle bir evrensel bakışa sahip olarak aikido, bir sevginin savaş sanatıdır. Şiddetin savaş sanatı olamaz. Bu sebeple, aikidon, evrenin bir görüntüsü olduğu söylenebilir. Bir başka değişle, aikido sonsuzdur. Dolayısıyla aikidoda yeryüzü çalışma sahasını oluşturur. Bir aikidocunun kafası barış dolu ve şiddetten uzak olmalıdır. Yani şiddeti bir uyum haline dönüştürebilmelidir. Ve bu benim düşünceme göre Japon savaş sanatlarının gerçek ruhudur. Bu dünya bize, cennete çevirebilmemiz için verilmiştir. Savaşın yeri yoktur.

A: O halde geleneksel savaş sanatlarından epey farklı.
O Sensei: Evet doğru! Geriye doğru baktığımızda, savaş sanatlarının nasıl suistimal edildiğini görüyoruz. Sengoku döneminde ( 1482-1558? sengoku ” savaşan ülkeler” demektir ) yerel hükümdarlar savaş sanatlarını kendi özel çıkarları ve açgözlülüklerinin tatmini için kullanmışlardır. Bu yakışık almayan bir durumdu. Ben dahi, Savaş sırasında bu sanatların düşman askerlerini öldürmek amacıyla kullanılması gerektiğini düşünmüştüm, sonrasında ise bu durum beni oldukça rahatsız etti. Yedi sene önce yeryüzünde bu fikir üzerinde, aikidonun gerçek ruhunu keşfedebilmem için beni motive etti. Her ne kadar gök ve yer belli bir mükemmelliğe kararlılığa ulaşmış olsa da, insanlık ( özellikle Japon halkı ) bir karışıklık içinde gözükmektedir. Öncelikle bu durumu değiştirmeliyiz. Bu amacın gerçekleşmesinin yolu evrensel insanlığın gelişiminden geçer. Bunu fark ettiğimde, aikidonun gerçek halinin sevgi ve harmoni olduğunu anladım. Bu durumda, aikidoda  “Bu” (savaş) sevginin ifadesidir. Aikidonun ruhu sadece sevgi ve uyum olabilir. Aikido evrenin prensipleri ile uyumlu olarak doğmuştur. O halde, mutlak zaferin “budo”sudur (savaş sanatıdır)

B: Aikidonun prensiplerinden bahseder misiniz? Kamuoyu, iriyarı rakiplerinizi fırlattığınızı, yüzlerce kiloluk ağırlıkları kaldırdığınızı gördüklerinde, aikidoya ninjutsu gibi mistik bir şey olarak görüyor.
O Sensei: Sadece öyle gözüküyor. Aikidoda rakibin gücünü kullanırız. Böylece rakip ne kadar kuvvet kullanırsa, sizin için o kadar kolaylaşır.

B: O halde, bu durumda Judoda da aiki mevcut, zira onda da rakibinizin ritmi ile kendinizi senkronize ediyorsunuz. O iterse siz çekiyorsunuz. Bu prensiple onun dengesini bozduruyor ve tekniği uyguluyorsunuz.
O Sensei: Aikidoda kesinlikle saldırı yoktur. Saldırı demek ruhun kaybolduğu andır. Mutlak dirençsizlik prensibine dayanırız, yani rakibe karşı koymayız. Bunun için aikidoda rakip yoktur. Aikidoda zafer ?masakatsu ve agatsu?dur; evrenle uyum ile kazandığından mutlak güç seninledir.

B: Bu, “o no sen” anlamına mı gelmektedir? ( bu terim saldırıya geç cevap vermeyi anlatır )
O Sensei: Kesinlikle hayır. Bu bir “sensen o sen” veya “sen no sen” sorunu değildir. Bunu bir fiil ile anlatmak gerekirse şunu diyebilirim; rakibini kontrol etmeğe çalışmadan kontrol etmek. Bu sürekli zafer durumudur. Rakibi yenmek veya yenilmek sorusu yoktur. Bu durumda aikidoda rakip yoktur. Bir rakibiniz varsa dahi, sizin bir parçanız, kontrol ettiğiniz bir çalışma arkadaşınız olur.

B: Aikidoda kaç teknik bulunuyor?
O Sensei: Yaklaşık 3000 temel teknik bulunur ve her birinin 16 varyasyonu vardır… Böylece binlercesi bulunur. Duruma bağlı olarak yenilerini yaratırsınız.

A: Savaş sanatlarını çalışmaya ne zaman başladınız?
O Sensei: Yaklaşık 14-15 yaşlarında. Önce Tokusaburo Sensei’den Tenshinyo-ryu, sonra Kito-ryu, Aioi-ryu, Shinkage-ryu. Halbuki bir başka yerde Budo?nun doğru bir şekli olması gerektiğini düşünüyordum. Hozoin-ryu, Sojitsu ve Kendo çalıştım. Fakat tüm bu sanatlar adam adama döğüş üzerineydi ve beni tatmin edemediler. Böylece Yol arayışıyla ülkenin pek çok bölümünü dolaştım… ama hepsi boşuna.

A: Bu bir savaşçının dünyadan soyutlanarak kendini eğitmesi mi?
O Sensei: Evet, gerçek Budo arayışı. Diğer okullara gittiğimde, dojonun Sensei’ine(eğitmenine) meydan okumazdım. Dojo’dan( Judo, aikido , karate gibi sanatların icra edildiği salonlar) sorumlu bir insan birçok sorumluluk altındadır ve gerçek yeteneğini göstermesi çok zordur. Ona gereken saygıyı verir ve ondan öğrenirdim. Kendimin daha üstün olduğunu değerlendirirsem, ona gene saygımı sunar geri dönerdim.

B: O halde başlangıçta aikido öğrenmediniz.
B: Aikido ne zaman oluştu?
O Sensei: Daha önce söylediğim gibi, gerçek Budoyu arayarak pekçok yere gittim…. Sonra yaklaşık 30 yaşlarındayken Hokkaido’ya yerleştim. Bir vesile ile Engaru’da Hisada Inn’de kalırken, Aizu ailesinden Takeda Sokaku Sensei ile karşılaştım. Bana Daito-ryu Jujitsu öğretti. Ondan ders aldığım 30 gün süresinde bir esinlenme hissettim. Daha sonra kendisini evime davet etim ve 15 veya 16 çalışanımla birlikte Budo ruhu arayışıyla öğrencisi olduk.

B: Aikidoyu Takeda Sokaku’dan Daito-ryu öğrenirken mi keşfettiniz?
O Sensei: Hayır. Takeda Sensei’nin Budo’yu daha net görmemi sağladığını söyleyebilirim!

A: Öyleyse aikidoyu keşfetmenizde bazı özel durumlar mı vardı ?
O Sensei: Evet. Şu şekilde oldu. 1918 yılında babam ciddi şekilde hastalandı. Takeda Senseiden ayrılmayı rica ettim ve eve dödüm. Dönüş yolunda, Kyoto yakınlarında Ayabe’ye gider ve bir dua adarsan hastalığının iyileşeceğini söylediler. Böylece oraya gittim ve Deguchi Onisaburo ile karşılaştım. Sonrasında eve vardığımda babamın çoktan öldüğünü öğrendim. Deguchi ile bir defa karşılaşmama rağmen ailem ile birlikte Ayabe’ye gitmeye karar verdim ve orada Taisho döneminin (yaklaşık 1925) sonuna kadar kaldım. Evet… o zamanlar 40 yaşlarındaydım. Bir gün dere kenarında kurulanırken birdenbire köredici bir ışık çağlayanı gökyüzünden gelerek vücudumu sardı. Vücudum gittikçe genişledi ve evreni kapsayacak boyuta ulastı. Bu şaşırtıcı deneyim sırasında aniden insanın kazanmayı istememesi gerektiğini anladım. Budonun yapısı sevgi olmalıdır. Kişi sevgi ile yaşamalıdır. Bu aikidodur ve bu Kenjitsunun eski şeklidir. Bunu farkettikten sonra sevinç gözyaşlarımı tutamadım.

B: O halde Budoda güçlü olmak iyi değil. Eski zamanlardan beri, Ken ve Zen’in birleşimi öğretilirdi. Gerçekten, Budo ruhu zihnini boşaltmadan anlaşılamaz. Bu durumda ne doğru ne de yanlış, bir mana taşır.
O Sensei: Daha önce de söylediğim gibi Budo ruhu masakatsu ve agatsu’nun Yoludur.

B: Yaklaşık 150 kişi ile döğüştüğünüze ait bir hikaye duymuştum.
O Sensei: Yapmış mıyım? Benim hatırladığım… Deguchi Sensei 1924 yılında büyük Asya birliğini biraraya getirmek hedefini gerçekleştirmek için Moğolistan’a gitmişti. İsteği üzerine, askere çağırılmama rağmen, ben de onunla gittim. Moğolistan ve Mançurya’va seyahat ettik. Ülkenin içlerinde, bir grup atlı haydut etrafımızı çevirdi ve ağır ateş altında kaldık. Bir Mauser ile ateşe karşılık verdim, haydutların ortasına daldım, vahşice saldırdım ve dağıldılar. Tehlikeden kaçmayı başarabildim.

A: Anladığım kadarıyla, Sensei, Mançurya ile birçok ilişkiniz var. Orada uzun zaman mı geçirdiniz?
O Sensei: Bu olaydan sonra Mançuya’da sıkça bulundum. Shimbuden Kurumu ve Moğolistan’daki Kenkyoku Üniversitesi için danışmanlık yapıyordum. Bu sebeple orada iyi ağırlandım.

B: Hino Ashihei, “Oja no Za” adlı, Tenryu Saburo’nun gençlik dönemini, Sumo dünyasının isyanını ve aikido savaş sanatı ile karşılaşmasını anlatan bir hikaye yazmıştı. Bu sizi de kapsıyor mu, Sensei?
O Sensei: Evet

B: Bu belli bir dönemde Tenryu ile birlikte olduğunuz anlamında mı?
O Sensei: Evet. Evimde yaklaşık üç ay kalmıştır.

B: Bu Mançurya’da mıydı?
O Sensei: Evet. Mançurya hükümetinin 10. kuruluş yıldönümü kutlamaları sırasında kendisi ile karşılaştım. Partide yakışıklı görünüşlü bir adam vardı ve herkes birbirini dürterek, “Bu sensei’nin inanılmaz gücü var; kendini denemeye ne dersin?” yorumları yapıyordu. Yanımdaki birine onun kim olduğunu sordum. Sumo Güreşçiler Birliği’nden çekilmiş olan ünlü Tenryu olduğunu söylediler. Daha sonra kendisi ile tanıştırıldım. Sonuçta güçlerimizi karşılaştırdık. Oturdum ve Tenryu’a ” Beni itmeye çalış. Tüm kuvvetini kullan, geri çekmeye çalışma” dedim. Aikido’nun sırrını bildiğimden bir cm bile kımıldamadım. Tenryu bile buna çok şaşırmıştı. Bu tecrübe sonrası bir aikido öğrencisi oldu. Çok iyi bir adamdı.

A: Sensei, Donanmada da bulundunuz mu ?
O Sensei: Evet, oldukça uzun bir zaman. 1927 veya 28’den baslayarak yaklaşık on yıllık bir dönemde Donanma Akademisinde yarım gün eğitmenlik yaptım.

B: Akademideyken askerlere de eğitim verdiniz mi?
O Sensei: 1927-28 de Donanma Akademisi ile başlayarak sıkça askeriye için eğitim verdim. 1932 veya 1933 de ordu için Toyama Okulunda savaş sanatları sınıfı açıldı. Sonra 1941-42 yıllarında Askeri Polis Akademisinde aikido öğrettim. Ayrıca bir defasında Askeri Akademi yöneticisi General Toshie Maeda’nın daveti üzerine bir Aikido gösterisi yaptım.

B: Askerleri eğittiğinize göre, pek çok kaba tiple karşılaşmış, hikaye yaşamışınızdır.
O Sensei: Evet. Hatta bir keresinde tuzağa düşürülmüştüm.

B: Sizin zorba bir eğitmen olduğunuzu düşündüklerinden miydi?
O Sensei: Hayır ondan değildi. Benim kuvvetimi denemek içindi. Askeri polis için aikido öğretmeye başladığım dönemdi. Bir gece eğitim sahasında yürürken bir gariplik farkettim. Birşey olduğunu hissettim. Birdenbire, her yönden çalıların arasından bir çok asker ortaya çıktı ve etrafımı sardı. Tahta kılıç ve tahta tüfeklerle bana vurmaya başladılar. Ancak bu tip şeylere alışık olduğumdan aldırmadım. Bana vurmaya çalıştıkça vücudumu o veya bu yöne eğdim ve kendilerini dürttüğümde kolayca düştüler. Sonuçta tümü tükendi. Hayat sürprizlerle doludur. Başka bir gün bana saldıranlardan biri ile karşılaştım. Wakayama eyaletinde, Alumnae Askeri Polisine danışmanlık yapıyordum. Bir toplantıda, adamın biri beni farketti ve sırıtarak yanıma geldi. Bir kaç dakika konuştuktan sonra, kendisinin yıllar önce bana saldıranlardan biri olduğunu öğrendim. Kafasını kaşıyarak bana şunu söyledi: “Bu olay için çok üzgünüm. O gün yeni Aikido eğitmeninin gerçekten güçlü olup olmadığını konuşuyorduk. Aramızda ateşli olanlardan bir grup yeni eğitmeni denemeye karar verdiler. Yaklaşık 30 adamdık. 30 adamın gücünüz karşısında bir şey yapamamasına hayran kalmıştık.”

C: Toyama Okulundayken değişik anılarınız var mı?
O Sensei: Güç yarışmaları mı? Evet daha önce bir olay olmuştu. Toyama Okulundaki bir kaç eğitmen yüzbaşı güçlerini denemek için beni davet ettiler. Hepsi de kendi yetenekleri ile gururlanıyorlardı, ” ben şu şu ağırlığı kaldırabilirim” veya ” şu çapta bir kütüğü kırabilirim” . Onlara şunu izah ettim: ” sizler gibi bir güce sahip değilim, ama sizin gibi insanları tek parmağım ile devirebilirim. Sizi fırlatırsam üzüleceğim, onun yerine şöyle yapalım”. Sağ kolumu uzattım, işaret parmağımın ucunu bir sıranın ucuna koydum ve kolumun üzerine karınları üstünde yatmaya davet ettim. Bir, iki sonra üç adam kolumun üstüne yattı, hepsinin gözü faltaşı gibi açılmıştı. Altı adam olana kadar devam ettim ve sonra yanımda duran subaydan bir bardak su rica ettim. Suyumu içerken herkes suspus olmuş şaşkınlıkla bakıyordu.

B: Aikidonun yanında, inanılmaz bir gücünüz olmalı.
O Sensei: Aslında yok.
Kisshomaru Ueshiba (O Sensei’nin oğlu): Elbetteki bir kuvveti var, ama bu fiziksel kuvvetten ziyade Ki nin gücü ile izah edilebilir. Bir süre önce, yeni bir yerleşim yerine gittiğimizde, yedi veya sekiz kişinin kanter içinde bir ağaç kütüğünü kaldırmaya uğraştığını gördük. Babam kendilerini bir süre seyrettikten sonra, kenara çekilmelerini söyledi. Kütüğü rahatça kaldırdı ve öteye taşıdı. Böyle bir şeyi yapmak fiziksel güçle izah edilemez. Ayrıca Mihamahiro ile bir olay var.

B: Bu Takasago Beya Sumo Güreş Birliğinden Mihamahiro ile aynı kişi mi?
O Sensei: Evet. Kishu eyaletindendi. Ben Wakayama’da kalırken, Mihamahiro da Sumo yapıyordu. İnanılmaz bir gücü vardı ve yüzlerce kiloluk ağırlığında kütükleri kaldırabiliyordu. Mihamahiro’un kasabada olduğunu öğrenince kendisini davet ettim. Konuşurken, Mihamahiro, ” sizin de büyük güce sahip olduğunuzu duydum. Neden güçlerimizi denemiyoruz?” dedi.”Tamam. Seni yalnızca işaret parmağım ile hareketsiz hale getirebilirim” diye cevap verdim. Sonra oturduğum yerde beni itmesine izin verdim. Büyük ağırlıklar kaldırabilen bu arkadaş ofladı pufladı ama beni kımıldatamadı. Sonra, gücünü yönlendirdim ve havada uçuverdi. Düştüğü anda işaret parmağım ile sabitledim ve tamamen hareketsiz kaldı. Bir yetişkinin bebeği tutması gibiydi. Sonra yeniden denemesini önerdim ve alnımdan itmesine izin verdim. Gene kımıldatamadı. Sonra bacaklarımı uzattım ve havaya kaldırarak kendimi dengeledim. Yeniden itmesini istedim. Gene kımıldatamadı. Çok şaşırmıştı ve aikidoya başladı.

A: Birini tek parmağınız ile sabitlerken, hayati bir noktaya mı basıyorsunuz?
O Sensei: Etrafında bir daire çiziyorum. Onun gücü bu dairenin içinde kalıyor. İnsan ne kadar güçlü olursa olsun gücünü o dairenin dışına çıkaramaz. Gücünü kaybeder. Böylece, siz o dairenin dışındayken rakibinizi işaret veya serçe parmağınız ile sabitleyebilirsiniz. Bu rakibiniz gücünü kaybettiği içindir.
B: Bir kez daha bu bir fizik olayı. Judoda da rakibi fırlattığınızda veya sabitlediğinizde kendinizi aynı pozisyona alırsınız. Judoda değişik yönlerde hareket eder ve rakibinizi böyle bir pozisyona almak istersiniz.

A: Eşiniz de Wakayama Eyaletinden mi?
O Sensei: Evet. Wakayama’daki kızlık adı Takeda idi.

A: Takeda ailesi savaş sanatları ile yakın ilişkideydi.
O Sensei: Öyle diyebilirsiniz. Ailem, Birçok kuşaktır imparatora sadıktır. Ve bu desteğimizde samimiydik. Gerçekten de, ataların servetlerini dağıtıp İmparator ailesine hizmete gitmişlerdir.

B: Siz de Sensei. Gençliğinizden beri, sürekli olarak hareket halinde olmanız eşiniz için zor olmalı.
O Sensei: Çok meşgul olduğumdan, evde geçireceğim boş zamanım çok fazla olmadı.
Kisshomaru Ueshiba: Babamın ailesinin durumu iyi olduğundan, Budo shugyo’yu (kendini savaş sanatlarına adamak? münzevilik) takip edebilmiştir. Ayrıca babamın bir başka özelliği para kavramının olmamasıdır. Bir keresinde şöyle bir olay olmuştu. 1926’da Tokyo’da otururken ( önce tek başına gelmiş sonra 1927^de ailesini Tanabe’den getirtmişti ) Sarumachi de kalıyorduk. Burayı General Gambei Yamamoto’nun oğlu Mr. Kiyoshi Yamamoto’nun yardımı ile kiralamıştık. O dönemde, Tanabe yakınlarında babamın ekili ve ekilmemiş alanlar ve dağlık araziler dahil oldukça önemli bir mal varlığı vardı. Halbuki nakit parası çok azdı. Para ödünç almak zorunda kalıyordu. Buna rağmen, arazisini satmadı. Sadece bu da değil; öğrencileri aylık hediyeler getirdiğinde “böyle şeyler istemiyorum” derdi. Onları tanrıya adamalarını önerirdi. Asla direk olarak para kabul etmedi. Budo ya para yüklemeyi hiçbir zaman düşünmedi. Eğitim salonu o zamanlar bir bilordo salonuydu. Amiral Isamu Takeshita dahil olmak üzere bir çok asil çalışmaya gelirdi. Kullandığımız isim Aikijujitsu veya Ueshiba-Ryu Aikijitsu idi.

B: Aikido öğrenmeye başlamanın uygun yaşı kaçtır?
Kisshomaru Ueshiba: 7 veya 8 yaşlarında çalışmaya başlayabilirsiniz ancak idealinde 15 veya 16 yaşlarında ciddi eğitim başlar. Fiziksel olarak bu yaslarda vücud ve kemikler kuvvetlenir. Bunun yanı sıra diğer Budo çeşitleri gibi aikido ruhsal noktalar da içerir, bu yaşta biri dünya ve Budo üzerinde bir görüş sahibi olmaya başlayabilir. Dolayısıyle 15-16 yaşı aikidoya başlamak için iyi bir yaştır.

B: Judo ile kıyaslandığında, aikidoda rakip ile sarılma çok daha az. Böylece aikidoda daha az fiziksel güç yeterli oluyor. Ayrıca aynı anda birden çok rakiple de mücadele edebiliyorsunuz. Gerçekten de Budo için ideal. Bu bakış açısıyla, aikido öğrenmeye gelen birçok sokak serserisi tipler oluyordur?
Kisshomaru Ueshiba: Tabii ki böyle tipler de kayıt oluyor. Fakat Aikido’yu bir döğüş aracı olarak kullanmak amacıyla öğrenmek isteyen biri çok fazla kalmaz. Budo dans etmek veya televizyon seyretmek gibi değildir. Yağmurlu veya güneşli, ilerlemek için günlük hayatınızda her zaman pratik yapmalısınız. Aikido, budo formunda uygulanan bir ruhsal eğitim gibidir. Kavgada kullanmak için bir gereç gibi görülemez. Ayrıca şiddete eğilimli insanlar, aikido öğrendikten sonra bu davranışlarını bırakırlar.

B: Anlıyorum… Eğitim sürecinde serseri gibi davranmayı bırakıyorlar.
O Sensei: Aikido şiddetin savaş sanatı değil, sevginin savaş sanatı olduğundan, vahşi davranmazsın. Şiddet uygulayan rakibini nezakete döndürürsün. Onlar da serseri gibi davranmayı bırakırlar.

B: Anlıyorum. Şiddete şiddetle karşılık vermek yerine şiddeti sevgiye dönüştürmek
A: Aikidoda temel olarak ilk neyi öğretiyorsunuz? Judoda önce ukemi öğrenilir…
Kisshomaru Ueshiba: Önce vücud hareketleri (taisabaki), sonra Ki akışı…

A: Ki akışı nedir?
Kisshomaru Ueshiba: Aikidoda rakibimizin Ki’sini kendi Ki hareketimiz ile kontrol etmeyi; rakibimizi kendi hareketimize çekmeği öğretiriz. Sonra, vücudumuzu nasıl döndüreceğimizi gösteririz. Sadece vücudunuzu değil kollarınızı ve bacaklarınızı beraber döndürürsünüz. Tüm vücud bir bütün oluşturur ve yumuşaklıkla hareket eder.

B: Aikido çalışmaları izlediğinizde öğrencilerin çok doğal düştükleri görülür. Ukemi için ne tip alıştırmalarınız var?
Kisshomaru Ueshiba: Rakibinle sarıldığın judonun aksine, aikidoda daima bir mesafe bırakırsın. Dolayısıyla daha serbest bir ukemi(düşüş) mümkün olur. Judodaki gibi gürültülü düşüşlerin aksine dairesel düşüşler yaparız. Neticede, bu dört öğeyi gayretle çalışırız.

B: Özetle, tai no sabaki ( vücud hareketleri ), Ki no nagare ( Ki akışı ), tai no tenkan ho ( vücud dönüşü ), Ukemi ve sonrasında tekniklere geçiş. İlk önce hangi tekniği öğretiyorsunuz?
Kisshomaru Ueshiba: Shiho nage: rakibini birçok farklı yöne fırlatabildiğiniz bir tekniktir. Bir kılıç tekniği gibi yapılır. Tabii, bokken ( tahta kılıç ) da kullanıyoruz. Daha önce söylediğim gibi, aikido da düşman kendi hareketinizin bir parçası olur. Düşmanı istediğim gibi serbestçe hareket ettirebilirim. Çalıştıkça elinizdeki sopa veya tahta kılıç, her nesne, kolunuz, bacağınız gibi vücudunuzun bir parçası olur. O halde aikidoda elinizdeki her şey yalın bir nesnedir. Vücudunuzun bir uzantısıdır. Sonraki teknik İriminage’dir. Bu teknikte rakibiniz size vurmaya çalıştığı anda içeri girersiniz; bu anda iki veya üç atemi yapılır. Örneğin rakip yüzünüzün yan tarafına yumruk veya el kılıcı ( tegatana ) ile saldırıyor. Rakibinizin gücünden faydalanarak, vücudunuzu, her iki elinizle onun sağ elini yönlendirecek şekilde, sol arkaya doğru açarsınız ve onun hareketi yönünde devam edersiniz. Sonra, rakibinizin elini tutarak, kafası etrafında dairesel hareket verirsiniz. Böylece eli kafasına dolaşmış şekilde yere düşer… Bu da Ki akışıdır. Bu konuda çeşitli karmaşık teoriler vardır. Rakip tamamen güçsüz bırakılır, ya da rakibinizin gücü, onu götürmek istediğiniz yere yönlendirilir. Böylece, rakibiniz ne kadar güçlü ise, sizin için o kadar kolaydır. Diğer taraftan, rakibinizin gücü ile kendinizinkini çarpıştırırsanız, güçlü bir insan karşısında kazanma şansınız yoktur.

O Sensei: Ayrıca aikido da asla saldırganın gücünün üstüne gitmezsiniz. Size vurarak veya kılıç ile keserek saldırdığında temel olarak bir nokta veya bir çizgi vardır. Bütün ihtiyacınız bundan korunmaktır.
Kisshomaru Ueshiba : Daha sonra şu teknikleri yaparız : oturarak shomen uchi saldırısından Ikkyo, Nikkyo, sonra kilitleme ve sabitleme teknikleri, vs..

B: Aikido birçok ruhsal öğe içeriyor. Sıfırdan başlayan biri için aikido hakkında temel bir anlayışı yakalayabilmek ne kadar alır?
Kisshomaru Ueshiba: Tutarlı ve tutarsız insanlar olduğundan bir genelleme yapmam mümkün değil, ancak üç ay çalışan bir kişi aikidonun ne demek olduğu konusunda fikir sahibi olabilir. Üç ayı tamamlayan kişiler altı ay daha devam ederler. Altı ay devam eden bir kişi, artık süresiz olarak devam edebilir. Yüzeysel merakı olan bir kişi üç ay dolmadan ayrılacaktır.

B: Bu ayın 28’inde bir Shodan sınavı olacak. Şu anda kaç siyah kemerli bulunuyor?
Kisshomaru Ueshiba: En yüksek 8. derece var ve 4 kişi bulunuyor. Altı kişi 7. derecede vardır. Ve çok sayıda 1. dereceler, ama tabii bu savaş sonrası Hombu Dojo ile irtibat kuranları gösterir.

B: Yurtdışında da aikido öğrenen hatırı sayılır sayıda insan olduğu biliniyor.
Kisshomaru Ueshiba: Mr. Tohei, aikido öğretmek amacıyla Hawaii ve ABD ‘yi ziyaret etti. Aikido, Hawaii’de çok populerdir, yaklaşık 1200-1300 çalışan vardır. Bu Tokya’daki 70000 veya 80000 aikidocuya eşdeğerdir. Fransa’da az miktarda siyah kuşak sahibi var. Judoda sakatlandıktan sonra aikido çalışmaya başlamış bir fransız var. Aikido ruhunu anlamak istiyordu ama bunu Fransa’da başaramadı. Aikidonun doğru ruhunu aramak için bu sanatın doğduğu yere gitmek gerektiğini hissetti. Japonya’ya geliş sebebini bize bu şekilde açıkladı. Panama büyükelçisi de aikido çalışıyor, ancak Japonya’nın havası ona soğuk geliyor olsa gerek, kışları çalışmıyor. Ayrıca, Onada Haru isminde, Roma’ya heykeltraşlık eğitimine giden bir bayan da var. Tokya Güzel Sanatlar Okulu’unda öğrenciliğinden beri dojoya gelir. Geçenlerde kendisinden bir mektup aldım. Aikido çalışan bir italyan ile tanıştığını ve onunla çalıştığını söylüyordu.

A: Aikido tekniklerinin yorumu ile ilgili olarak ne diyebilirsiniz?
O Sensei: Temel noktalar masakatsu, agatsu ve katsuhayai’dir. Daha önce de dediğim gibi masakatsu “doğru zafer”, agatsu “sana verilen kutsal göreve uygun olarak kazanmak”, katsuhayai ” çabuk zaferin zihinsel hali” demektir.

A: Yol oldukça uzun, değil mi?
O Sensei: Aiki yolu sonsuzdur. Şu anda 76 yaşındayım ve hala arayışıma devam ediyorum. Budo’da Yol’a hizmet etmek kolay değildir. Aikido’da evrendeki her olayı anlamalısınız. Örneğin, dünyanın dönüşü ve evrenin anlaşılmaz ve ulaşılmaz sistemi. Bu yaşam boyu süren bir eğitimdir.

B: Öyleyse, Aiki savaşsal yolun dışında Kami (Tanrı) öğretisidir. O halde aikidonun ruhu nedir ?
O Sensei: Aikido Ai ( sevgi ) dir. Evrenin büyük sevgisini kalbiniz yaparsınız ve her şeyi sevmek ve korumak göreviniz olur. Bu görevi başarmak, gerçek Budodur. Gerçek Budo, kendini yenmek ve düşmanının kavgacı kalbini yok etmektir. Gerçek düşmanın yok edilmesi ve mutlak iç mükemmelliğe ulaşma yoludur. Aiki tekniği, kendini adayarak öğrenmektir, ruh ve bedenin birleşmesine giden yoldur.

B: O halde aiki dünya barışına giden yoldur
O Sensei : Aiki’nin nihai hedefi, yeryüzünde cenneti yaratmaktır. Her durumda tüm dünya bir uyum içinde olmalıdır. O durumda atom ve hidrojen bombalarına ihtiyacımız olmayacaktır. Rahat ve mutlu bir dünya yaratmak mümkündür.

Çeviren ve Derleyen : Engin TANJU (2007)

Budo ve Sensei üzerine

Nebi VURAL Sensei’in izniyle, Avrasya Aikido ve Budo Federasyonu resmi sitesinde yayınlanan önsöz yazısından bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Çalışmalara halen devam eden ve/veya yeni başlayacak her arkadaş için satır aralarında çok değerli mesajlar içerdiğine inanıyorum.

***
Ne zaman önemli bir konu hakkında eğitim ve öğretim yapmaya karar verilirse, konuyu anlayabilmek ve amaca ulaşabilmek için, o konunun aslının nereden geldiğini ve tarihini tanımak gerekir.
Japonya’da doğan bütün harp sanatlarına (disiplin sanatlarına) yani BUDO’ya çalışmaya başlamak, orijinini anlamakla, öğrenmekle başlar. Hedefe ulaşmak için uygulanacak metotlar Doğu (Orient) ve Batı (occident) kavramında faklıdır.
Şayet bu kavramı anlamakta zorluk çekiliyorsa, BUDO’ya veya AIKIDO’ya başlayan, başlamak isteyen, seven ve iyice inceleyip öğrenmek isteyenler için gidilecek yol çok uzak ve zor olacaktır, belki de verdikleri bütün emeklere rağmen hedefe ulaşamayacaklardır.
Aikido, şu anda gelişmektedir ve Aikido yapanların veya yapıyorum diyenlerin sayısı gittikçe artmaktadır. Bu açıdan bakıldığı zaman öğretici ve eğitici seçimine bilhassa birkaç senedir çok dikkat edilmelidir. Öğretici ve eğitici, yani sizlerin sık sık söylediği “USTA – HOCA” veya SENSEI konularına. Teknik açıklamalara girmeden önce, her şahıs Aikido’ya ilk başladığı zamana dönsün. Aikido’ya bugün başlıyormuşsunuz gibi yapınız.

İlk yapılacak olan nedir?
İlk önce gerçekten bir eğitici ve öğretici bulmak. Yani gerçek usta. Daha sonra onun talebesi olmaya çalışmak. Hoca talebe ilişkilerini kurmaya çalışmak. Önemli olan ilk adımı yapıp kapıyı geçmektir. Bazen bu kapı açılabilir bazen de açılmayabilir. Belki de bu kapıdan girmeniz hiç bir zaman mümkün olamaz. Nasıl sizlerin seçme hakkı varsa, Hoca’nın da aynı hakkı olduğunu unutmayınız. Şayet ilk adımda hata yaptıysanız, zaman geçtikçe gittiğiniz yol zorlaşacaktır.
O halde nasıl gerçekçi hoca aramalıyız? Hangi kriterlere bakmamız gerekecektir?
İlk dikkat edeceğimiz nokta, Sensei’nin şahsiyeti, karakteridir. Zira Aikido, vücut ve zihne etki yapacaktır. Şayet Sensei, lekesiz temizse, mütevazı ise, mutlu, ışık saçıcı ise ve kalbe giden yol açıksa vereceği eğitim, öğretim şahsiyetinin bir gölgesi olacaktır. Önemli olan sadece tekniklerinin güzelliği, kavgada geçebilecek veya güzel açıklamalar yapan, mükemmel konuşan olması değildir. Bütün bunlar kalbin güzel, huzur içinde olmasıyla ortaya çıkan doğal durumlardır.
İkinci nokta, Budo’ya kendini vermiş, bu yolda ileriye gitmiş birisi olması. Yani senelerce devamlı teknik ve morali çalışmalarını aksatmamış, gün geçtikçe daha fazla çalışan birisi olmalıdır.
Üçüncü nokta, böyle bir Sensei’nin çok büyük eğitim ve öğretim kabiliyeti, kuvveti var demektir. Her şeye her konuya dikkat eden, doğru, talebelerine karşı saygılı ve kalbi sevgi dolu, herkese değer veren, talebelerinin başarmasını ve geleceğini düşünen birisi olmasıdır.
Dördüncü nokta ve bu konu hepsinden çok önemi olan bir konudur. Her gün güç ve kuvvetini yitirmeden sıfırdan çalışmaya başlaması. Yani her gün kendini Aikido’ya yeni başlayan gibi kabul edip tatami üzerinde çalışması, çalışmasıdır. Bu demektir ki, her gün kendinde sıfırdan başlama kuvvetini bulan birisidir.
“Büyük usta – Büyük Sensei”, kendini çok büyük usta gören, tatami üzerinde çalışmayı durduran, öğrenmeyi, bilgiyi ortadan kaldırmış ve her şeyi biliyorum diyen, talebelerine yasaklar getiren, kimseye ihtiyacı olmayan, zamanını lafla tehditler savurarak geçiren O BÜYÜK USTAYI hemen terk etmek gerekir. Aikido ya başlamadan durdurmak daha iyidir. Bundan bir an evvel kaçınılmalıdır.
Genç bir hoca; tecrübesi daha tamamlanmamış, tekniği ve öğretim bilimi mükemmel bir hale gelmemiş, fakat devamlı tatami üzerinde çalışıyor ve daha uzaklara gitmek için öğrenmeye var gücüyle çabalıyor; inanıyorum ki bu genç hoca saygıdeğer, Aikidoya lâyık bir şahsiyettir ve onunla BUDO yolunda uzaklara gitmek mümkündür.
Bilhassa seçim yaparken kesin kararlar vererek kendinizi frenlemeyiniz; burada salon çok güzel, modern, barı çok iyi, çevre çok zevkli, ücreti pahalı değil, evime yakın, vs….. maddi kolaylıklardan kaçınınız. Zira hayatınızın ölçüsü bunlar ise yani maddi, basit bu ölçüler için yaşıyorsanız; BUDO yolunda yürümeye başlamadan durdurmanız sizler için daha iyi olacaktır. Aikido yolunda sarsılmadan yürüye bilmek için büyük irade sahibi olmak ve BUDO terbiyesi ile yetişmek lazımdır.

BUDO terbiyesi ile yetişmek ne demektir ve nelerin yapılması gerekir?
Her şeyden önce tatamide çalışmalarınızı cesaretle, inançla, gayretle, sebatla, alçak gönüllülükle, art çıkar niyeti olmadan, Dan peşine koşmadan nezaket kaidelerine uyarak yapmayı kabul etmelisiniz.
İlk önce, başlamak için öğrenmeniz gereken; dizlerinizin derisi soyulana ve elleriniz yarılana kadar birbirini takip eden terler içinde kaldığınız antremanlarda en büyük dört tehlikeyi yenmeniz olacaktır:

KYÔ – SÜPRİZ
GHI – ENDİŞE
WAKU – KARARSIZLIK
KÛ – KORKU

Bütün bunlar BUDO da hayatidir ve yaşadığımız hayatta çok önemlidir. Bu hataları, eksiklikleri yendikten sonra, dört temel fazileti elde etmek, kazanmak mecburiyetindesiniz:

Birincisi REI – NEZAKET: Dojonun içinde ve dışında herkesle en iyi, en kibar şekilde davranış sanatıdır.
İkincisi CHOKU – KUVVET: Hayat zorluklarına karşı mücadele etmek için kafa ve vücudun birleşerek doğurduğu enerjidir.
Üçüncüsü SEI – HUZUR: Dengeli, sakin, sükûnet içinde, kararlıkla kendine hakim olmaktır.
Dördüncüsü SOKU – SÜRAT: Yargı hızı, asla yanılmamak için uyanık olmak, hangi olay olursa olsun hemen en iyi şekilde cevap verme yeteneğidir.

Bütün bunları çalışa çalışa, teknikleri her gün yapa yapa vücutla aklın uyum içinde olmasını sağlayacaksınız. İşte o zaman BUDO hayatınızı ışıklandıracak ve hürriyeti bulacaksınız. Teknikler basit ve tam olarak parlayarak doğacaktır. Kazanmayla kaybetmenin aynı olduğunu anlayacaksınız. Böylece EGONUZU, bencilliği terk edeceksiniz. Yavaş yavaş “her yönden eksiksiz bir insan” olma seviyesine ulaşılacaktır.

Bilmemek bir günlük ayıpsa, öğrenmemek ömür boyu bir ayıptır.
BUDO’da kullanılan kelimelerin iyice anlamlarını bilmemiz, bilmiyorsak öğrenmemiz gerekir. Bunlardan bir tanesi de Türkiye Aikido camiasında çok çok işittiğimiz “SENSEI” dir. Bu konuda bazı açıklamalar yapmakta yarar vardır.

SENSEI: Japonca iki kanji nin ( SEN ve SEİ ) bir araya gelmesiyle doğan bir kelimedir. Edebî yönden iki kelimeden oluşmaktadır:
SEN: Daha önce, bir evvelki, öncelik, gelecek, gidilmesi gereken yer, yön, tepe, birinci sıra, güç, nükte
SEİ: Hayat, yaşamak, yaşatmak, kullanmak, bir çocuğu taşımak, doğmak, temiz.
Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında BUDO’daki kelime anlamı Türkçeye çevrildiği zaman; Öğretici, Usta demektir.
Önemli olan bu kelimelerin altında yatan değeri anlamaktır. Gaflet içinde olmayan, bilenler yani BUDO terbiyesi içinde yetişenler için basit bir kelime değildir. Saygı gösterilen, onursal bir unvandır. Önde giden, yol gösteren, bilgiyi rehber edinmiş, insanlık değerleri üst seviyeye ulaşmış, mütevazı, şahsiyet ve karakter sahibi, kalbe giden yolu açık, etrafına ışık saçan, egosundan sıyrılmış kişi demektir. BUDO’da ulaşılacak en büyük unvanlardan birisidir. Böyle bir şahsiyetin önünde eğilmek ve talebesi olmak en büyük değerdir.
Onun için Nobuyoshi TAMURA Senseï seçtim ve talebesi olmak için 35 senedir gösterdiği yolda yürümekteyim. Budo yapanlar için baş her gelenin önünde eğilmez. Aksi takdirde köleliği seçmişsin demektir. Herkes kendinden sorumlu olduğuna göre kime Sensei denilip denilmeyeceğini seçmek sizlerin vereceği bir karardır. Köle olmak istemiyorsanız yukarıda yazılanları bir daha tekrar okumanızı tavsiye ederim.
***
(Nebi VURAl Sensei’ye teşekkürlerimle)  

Uyarlayan : Engin TANJU
Ağustos 2009

Çocuklar için Aikido

Eski çağların “savaş”, günümüzün “barış” sanatı olan aikidoyu “Sevgi ve uyumun yolu” diye tanımlayabiliriz.

Aikido, sabır, akıl ve sevginin öğretisidir. Hayatınız boyunca sürecek, bedeninizi ve ruhunuzu tanıyacağınız, onları uyum içinde kullanmayı – doğru zamanda, doğru yerde, doğru hareketi yapabilmeyi öğreneceğiniz, uzun ve sabır dolu bir yoldur.

İnsan, en zayıf noktası kadar güçlüdür. Küçük yaşlarda başlayacak aikido çalışmaları ile çocuklarımız, mutlu olabilen, mutluluk verebilen, kendileriyle barışık, özgüveni yüksek, zorluklardan yılmayan, başarılı olabilmek için mücadele etmeyi bilen bireyler olarak yetişirler.

Doğru bir eğitim ve eğitmen (sensei) ile yapılan çalışmalar, küçük bedenler için asla bir futbol ya da basketboldan tehlikeli değildir. En başından itibaren çocuklara, sakatlamayı değil, kendi ve karşılarındakilerin bedenlerini nasıl koruyacakları öğretilir.

Oniki yaş altı çocuklara yönelik çalışmalar, aikidoya giriş niteliğindedir.

Tekniklere temel girişler yapılsa dahi, çocuklarda şiddet hissi uyandırmaktan kaçınmak gerekir. Bu yaştaki çocuklardan, saldırı ve savunma kavramlarını, tekniklerin risklerini algılamalarını beklemek hata olur. Problemlerini şiddet kullanarak çözmeye çalışan çocuklar yetiştirmek kimsenin amacı olmamalıdır.

Bu sebeple, çocuklarımızın psikolojileri bu kavramları yorumlayabilecek olgunluğa gelene kadar farklı bir çalışma uygulamak daha akılcıdır.

Bu çalışmalarda, çocuklara, doğru ve dengeli duruş, doğru nefes alma, güvenli düşüş alışkanlıkları kazandırılacaktır. Ki zaten, aikido tekniklerinin altında yatan başarı, doğru ve dengeli bir duruş, doğru nefes alabilme ve kendini koruyabilmek için doğru düşebilme becerilerinde gizlidir.

Fiziksel faydaları

Aikido teknikleri, yapılan düşüşler ve taklalar kasları uzunlamasına çalıştırır; esnek ve estetik bir vücut formu sağlar.

Mesafe ve zamanlama kavramları, refleksleri geliştirir, beden ve beyin koordinasyonunu geliştirir.

Tekniklerin görselliği, foto grafik hafızayı güçlendirir

Tekniklerin çeşitliliği, bedenin belli bölgelerini değil, hemen hemen tüm kasları ve eklemleri çalıştırır.

Ruhsal faydaları

Aikido çalışmalar hem bireylik hem de aidiyet duygularını aynı anda uygulamanızı sağlar.

Aikidocu, tatami (minder)ye çıktığında bir bireydir. Tek rakibi kendisidir. Hedefi kendini aşmak, her gün biraz daha gelişmek ve kendini geçmektir.

Masagatsu agatsu – gerçek zafer, kendine karşı kazandığın zaferdir ifadesi, aikidonun ruhunu oluşturur.

Aikidocu aynı zamanda bir grubun üyesidir. Teknikleri uygulamak için arkadaşlarıyla uyum içinde hareket etmek, onların zayıf ve güçlü yönlerini gözlemlemek; gelişmek için geliştirmek zorundadır.

Çalışmalar boyunca hem atak yapan, hem de atağı karşılayan olmayı öğrenir. Gerçek gücün kaba kuvvette değil, akıl ve teknikte yattığını görür. Şiddetin kendi vücuduna, dolayısıyla çalıştığı arkadaşına nasıl zarar vereceğini anlar, kendilerini birbirlerine emanet edebilecekleri dostluklar yaratır.

Çocuklarımız farklı fiziksel özellikler yanı sıra, çok farklı karakterlere de sahiptirler. Aikido çalışmaları, farklı karakterdeki çocukları bir araya getirerek, her biri üzerinde olumlu gelişmeler yaratır.

Uyumsuz, disiplin problemi olan çocuklar:
Eğitmenine ve arkadaşlarına uyum göstermedikçe ve disiplinli olmadıkça hiçbir ilerleme kaydedemeyeceklerini uygulamalarda fark edeceklerdir. Bir süre sonra mutlaka olumlu yönde gelişme gösterirler.

İçe dönük, pasif, bedenen zayıf çocuklar:
Aikido sayesinde, her insanda var olan güçlü yönlerini fark ederler. Fiziksel üstünlüğün hayatta çok da önemli olmadığını uygulamalı olarak görürler. Yarışması, müsabakası olmayan bu sanatı, başarısızlık korkusu olmaksızın keyif alarak yaparlar.

Dağınık, tembel, unutkan çocuklar:
Gösterilenleri akılda tutmak zorunluluğu hafızasını güçlendirir. Fiziksel aktivite, bedenini canlandırır tembelliğini yavaş yavaş üzerinden atar. Çantasını hazırlama, ders başında minderleri dizme gibi sorumluluklarda tertip ve düzeni öğrenir.

Sinirli, agresif, hiperaktif çocuklar:
Antrenmanlarda, bedenimizin ne kadar güçlü ve aynı zamanda ne kadar güçsüz olduğunu; düşünmeden, dikkatsizce yapılan bir hareketin nelere mal olabileceğini zaman içinde gözlemleyecektir. Aikidoda en önemli şey sabırlı, esnek ve yapıcı olmaktır. Enerjisini bolca atabileceği çalışma ortamı, onu sakinleştirecektir.

Kız çocukları:
Aikido fiziksel üstünlük gerektirmez. Kız ve erkeklerin ayrı gruplarda yarıştığı müsabaka sporları gibi cinsiyet engeli yoktur. Üstelik nazlı, kırılgan, ürkek kız çocukları yerine, kendine güvenen, sağlıklı, hemcinsleriyle olduğu kadar, karşı cinsle de kaynaşabilen kız çocukları olarak hayat mücadelesinde daha güçlü ve bir adım önde olacaklardır.

Çalışma prensibi:

Sensei, çocuğunuzu birey olarak kabul edip, baskı yapmadan, gururunu kırmadan, sorumluluk yükleyerek eğitir.

Uzun konferanslar çekmez, kaprislerine katlanmaz, pazarlık etmez, sadece eğitir.

Çocuklar teknikleri uygularken, birbirlerini korumayı; gerektiğinde liderliği; gerektiğinde lidere uyumu; gerektiğinde tek başına karar vermeği; gerektiğinde ekip olmayı; yenilmenin önemsiz olduğunu, önemli olanın mücadele olduğunu ve tek mücadelenin kendi kendileriyle olduğunu; ilerlemenin ve öğrenmenin sabır gerektirdiğini ve bir ömür boyu süreceğini; kibri, hırsı ve gücü törpüleyebilmeyi öğrenirler.

Yazan : Engin TANJU
Ağustos 2009

7 ERDEM VE AÇIKLAMALARI

Değişik kaynaklarda, ufak tefek farklar olsa da 7 erdemi şu şekilde toparlayabiliriz. Bu yedi erdem Sakura Kulübümüzün kuruluşunda ilan ettiğimiz değerlerimizdir aynı zamanda:

1) YUKİ – Cesaret
Yenilgi korkusu olmadan, zorlukların, imkânsızlıkların üstüne gidebilme; korku, acı, tehlike ve belirsizlikle yüzleşebilme yeteneğidir.
Diğerlerinin bilip de korkudan gidemedikleri yolda yürüyebilmektir.
Fiziki olduğu kadar, ahlaki cesareti de kapsar. Kendi etiklerini izleyebilme cesaretidir.

 

2) JİN – Merhamet
Aynı zamanda iyi yüreklilik, teveccüh ve yüce gönüllülük anlamlarını da içermektedir.
Köken, yaş, cinsiyet, görüş farklılığı veya kusurlarını gözetmeksizin, kişinin başkalarına gösterdiği ilgi ve alakadır. Güçsüzün ve başı dertte olanların yanında durmaktır.

 

3) Gİ – Adalet
Yükümlülük sahibi olmak ve her durumda adil davranabilmektir. Onur ve doğruluk kavramlarını da içine almaktadır.
Onur kavramı, kişinin kendisine ve başkalarına saygı duymasından geçer. Kişinin sözüne, yükümlülüklerine ve ideallerine sadık kalmasıdır.
Doğruluk, kolay olduğu için değil, doğru, etik ve ahlaki olduğu için, doğru şeyi yapabilmektir. Sonucu ne olursa olsun, adaletten ayrılmamaktır.

 

4) REI – Nezaket
Nezaket, kişinin davranışlarıyla, sosyal pozisyonu ne olursa olsun, karşısındakine gösterdiği içten, samimi ilginin bir ifadesidir.
Medeni iletişim, ifade ve davranışlarımızdaki nezaketle gelişir. Bu anlamda, nezaket, medeniyetin temelidir.
Kendisine saygı duyulmasını bekleyen kişi, kendisine saygı duyarak yola çıkmalıdır.

 

5) MAKATO – Dürüstlük
İçtenlik, güvenilirlik kavramlarıyla iç içedir.
Gerçek dürüstlük, kişinin kendi imkanları ve yapabilirlikleri hakkında dürüst olabilmesidir. İçtenlik burada başlar. Bu bir sınır değil, bizi gelişmeye zorlayan bir başlangıç noktasıdır.
Doğruluk değeriyle de ilintilidir. Doğruluk, konuşma ve davranabilme kalitesini ifade eder.

 

6) CHUGİ – Sadakat
Kendi okuluna, ait olduğu gruba, aileye, vs, mutlak sadakat ve kurallara itaati gerektirir.Hocaya, kıdeme, dojoya, silaha, kamizaya saygıyı içerir
Kişinin ruhsal ve fiziksel doğruluğunu yansıtır.
Dürüstlük, saygınlık, ve sözünün eri olmak  kavramlarıyla ilintilidir.

 

7) MEIYO – Onur
Doğruluk kavramı ile bir bütündür. Onur, ruhun asaletidir.
Kişinin kendine, diğerlerine ve toplum kurallarına saygı göstermesidir.
Onurlu olmak sözünün arkasında durabilmektir.
Diğerlerinin ne yaptığına aldırmadan, doğru şeyi yapabilmektir.

                                                                                                     Uyarlayan : Engin TANJU (Eylül 2007)